25 Kasım 2012 Pazar (BERN-BASEL)

Sabah çok erken kalkıyoruz saat 06:00 ve ayaktayız kocam uyuyamıyor bende onunla kalkıyorum. Dün kahvaltı için alış veriş yapmıştık otelin kahvaltısı yok çayımızı da ısıtıcıyla yapıyoruz ve düşüyoruz yollara, tramvaya nasıl bineceğimizi öğrendiğimize göre gidiyoruz Zürih HD istasyonuna.



Öncelikle bugün Swiss Pass biletimizi almamız lazım, gara varıp turist information a giriyoruz. Genç bize çok yardımcı oluyor her şeyi soruyoruz İngilizcesi iyi olunca anlaşmakta da rahat ediyoruz. Keza Almanca ne kadar korkunç bir dil, başta da belirttiğim gibi (266 CHF) ye 4 günlük Swiss Pass ımızı alıyoruz. Bu aradaşunu söylemekte fayda var eğer İsviçre ye gidecekseniz ya 4 günlük bir gezi ya da 8 günlük bir gezi planlayın daha altı ve üstü Swiss Pass için uygun değil swiss pass da son derece rahatlık sağlıyor tüm ulaşımlar bedava, müzeler bedava, dağlara çıkış içinde %50 indirim sağlıyor. Aksi taktirde bir gün için bile bir yerden bir yere gitmek gerçekten çok pahalı, Swiss Pass ı incelemek isteyenler için

Biletleri de hallettik sırada Bern’e giden treni bulmak var neyse ki tabelaya bakıyoruz 5 dakika sonra kalkacak bir tren var koşturuyoruz perona hemen atladık ilk yere kurulduk, Bern-Zürih bir saat sürüyor saat henüz çok erken öğlene kadar Bern’i gezmeyi becerirsek öğleden sonra Basel de olmayı planlıyoruz.

Henüz hareket etmiştik ki bilet kontrol için eleman geldi, eline alır almaz (two class) dedi ve biz anladık bile Jyanlışlıkla 1.class a binmişiz aceleyle tabi özür dileyip ilerliyoruz 2.class lara doğru, bizim de garibimize gitmişti, koltuklar süper, masalar farklı çok temiz biz de ne bilelim İsviçre’ye hepsi böyle herhal dedik kendi kendimize. J Yer bulmamız baya bir zor oluyor tren çok yoğun bir de üç kişilik boş yer yok ayrı ayrı oturalım derken, neyse ki bir kadın anlıyor çırpınışımızı ve yapmış oldukları dağınıklıklarını toparlıyorlar, keza 4 kişi olmalarına rağmen 6 koltuğu işgal etmişlerdi. J

15-20 dakika vagon gezerek geçti zaten, yoldaki manzaraya dalıyoruz ve yolumuz bir çırpı da bitiyor. İndiğimiz esnada ne yazık ki yağmur yağıyor pek hoşuma gitmiyor bu, ama yılmak yok yola devam hemen turist information arıyoruz. Haritasız hiçbir şey olduğumuzun farkındayız.J

Burası ne kadar küçük bir yer diye söyleniyoruz ve çıkıyoruz gardan herhangi bir şeye binelim diyorum yağmur feci yağıyor şemsiye yok hemen atlıyoruz bir tramvaya fakat 2 durak sonra görüyoruz ki esas tren garı burada eee biz niye öbür tarafta indik, neyse anlamadık gara giriyoruz ve turist information a dalıyoruz harita alıp çıkıyoruz.

BERN için yaptığım araştırmada OLD TOWN bölgesinin olduğu oranın mutlaka görülmesi gerektiği yazıyordu, haritayı incelemeye başladık ve istasyondan sol tarafa doğru yürümeye başladığımızda bu yolun o bölgeye gittiğini gördük, Bern, Zürih’e göre daha bir tarihsel yapıya sahip çok şirin bir şehir, yürüdüğümüz cadde boyunca her iki tarafta da mağazalar mevcut fakat bugün günlerden Pazar ve hiçbir yer açık değil, buna çok üzülüyorum. Pazar olmasından dolayı sokaklar biraz sessiz eee saatte daha çok erken sayılır, cadde Arnavut taşlarıyla bezenmiş, her yüz iki yüz metre arası bir çeşme ve heykel mevcut renkli heykeller çok ilgi çekici bir de tabi ki gizemli Orta Çağ atmosferine zenginlik katan Zeitglockenturm’a saat kulesi, her şey iyi güzelde yağmur sağanak şeklinde yağıyor. J

Şansımız her cadde boyunca mağazaların bulunduğu alanlar kemer gibi yaya yolunun içinde dolayısıyla üstümüz kapalı ama iyi fotoğraflar çıkartamıyorum. L Yolun sonunda Old town u buluyoruz ve tabi ki; Aare Nehri ve nehir kıyısında bulunan Ayı Parkı,şehrin simgesi olan Ayının şöyle bir hikâyesi var; Bern şehrini bulan V. Berchtold von Zähringen’in; bölgede ilk gördüğü hayvanın ayı olduğunu söylemesi üzerine, o noktaya bir anıt dikilmiş ve şehrin adının ve ambleminin bu güçlü hayvandan gelmesi gerektiğine karar verilmiş. Şehrin ilk kuruluşundan beri varlığını sürdüren bu anıta Bear Pit adını vermişler.

O günden beri ayılara özel bir ilgi gösteren Bern halkı, Bear Pit Anıtı’nı da içerisinde barındıran Aare Nehri kıyısında 6000 metrekarelik bir alan üzerine kurulmuşolan içerisinde doğal yaşam olanakları sundukları Ayı Parkı, bu hayvanları en iyi şekilde korumaya ve beslemeye çalışmaktadırlar.

Burayı da gördükten sonra artık ayrılmamız gerektiğini düşünüyoruz, vakit çok geç olmadan Basel’e gitmemiz lazım hemen atlıyoruz bir tramvaya (yaaa benim en çok sevdiğim şey Avrupa da, ne gelirse gelsin bin gitsin var ya süper bişey yaaa) bu arada yağmur durdu hava güzel tramvayla giderken birden elindeki ip takılı sopalarla baloncuk yapan birileri görüyorum ama ne boluncuk hemen inelim diyorum ve atlıyoruz.

Baloncukların boyutları müthiş çok güzel bir gösteri eşim dalga geçiyor bir çocuklar bir sen hayatım diye J napım ruhum çocuk, epey izledikten sonra bu işi yapan adam beni davet ediyor ve bende alıyorum sazı elime, adam adım adım tarif ediyor ve yapmaya çalışıyorum. İlk çabam başarısız çok yavaş hareket etmem lazım neyse ki biraz denemeden sonra onların yaptıkları gibi olmasa da bir şeylere benzedi yaptığım baloncuklar ama umurumda değil doğrusu çok zevkliydi.



Sonra biniyoruz gene tramvaya 2 dakika içinde gardayız tabelaları takip edip Basel trenini buluyoruz. BERN-BASEL 45 dakika sürdü, saatlerimizi kontrol ediyoruz akşama epey var Basel’i de gezebiliriz.

 

Hemen şehir haritamızı edinip bir tramvaya atlıyoruz. Tramvayla ilerledikçe burası da bana çok şirin bir şehir geliyor tarihsel yapısı göze çarpıyor, Almanya da ki yapılara benzeyen özellikle kırmızı kullanılmış olan yapılar mevcut ve çarşıgibi bir yer hemen inelim diye bağırıyorum. İndiğimizde anlıyoruz ki; burasıMünsterplatz meydanı şehrin en önemli meydanı ve Munster Katedrali nin bulunduğu yer kentteki en önemli esermiş kum taşından yapılmış kırmızıduvarları ve renkli süslemeli çatısı ile oldukça çarpıcı bir katedral. Arka tarafa doğru yürüdüğümüzde Ren Nehri’nin güzelliği karşılıyor bizi ve üç ülkenin sınırlarının birleştiği alan burası; manzara gerçekten etkileyici hava da güzel olunca bol bol fotoğraf çekiyoruz. Katedral’den ayrılıp aşağı doğru yürüdüğümüzde müzenin olduğunu görüp ne müzesi olduğunu merak ediyoruz bir de tabi ücret soralım diyoruz. Tarih Müzesi imiş ben girelim diye tutturuyorum, gidip ücret soruyoruz bize bedava imiş J çok mutlu oluyorum swiss pass süper, müzeyi gezmek gerçekten çok vakit alıyor ama çok etkileniyorum içindeki değerli eserler bir tarafa bilgi akışı muhteşem camekânın içindeki eserlerin yanında dokunmatik ekranlar var hangi eser hakkında bilgi almak istersen tek tek ulaşmak mümkün bir çok dil seçeneği mevcut tabi ki Türkçe yok J müze gezimizde bittiğine göre dışarı çıkıp çarşının tadını çıkartabilirim.

Dışarısı olabildiğince kalabalık Zürih de gördüğüm o küçük kulübeler burada da kurulmuş türlü çeşit şeyler satılıyor. Her şey var yiyecek, tatlı, hediyelik mumlar, noel yaklaştığı için olsa gerek her yer süsleme ürünleri ile dolu aynı zamanda sokaklarda öyle zaten bu da bizim şansımız sanırım, buradan hediyelikler alıyoruz. Acıkıyoruz bana kalsa burada olanlardan bir şeyler yemek istiyorum ama kocam ve oğlum karşı çıkıyor çoğunluğu domuz tabi yemek fiyatları uygun sayılır ama hediyelikler çok uygun sayılmaz. Ya da bilmiyorum uygundur da ben hep türk lirasına çevirdiğim için pahalı geliyordur. J

Oğlum tutturuyor Burger King e gidelim diye aramak için epey sokak geziyoruz ama bulamıyoruz. Atlıyoruz bir tramvaya çıkıyoruz gara bir de bakıyoruz bu cadde de Burger King mevcut dalıp menülerimizi söylüyoruz. Veee koşuyoruz trenimize güzergah Zürih otelimiz…