İtalya-Floransa

18 Ağustos 2011 İtalya-Floransa


 
 



















(Bugünün yazısı İskender Denizci tarafından kaleme alınmıştır.)

Sabah erkenden 07:15’de kalktık, pisa kulesine gideceğiz,  ancak duş, kahvaltı Marsilya mı Nice mi derken saat 10:00 olmuş bile, derken daha fazla vakit kaybetmeyelim deyip kendimizi vurduk yola doğru Firenze S.M.N istasyonuna. İlk pisa trenini gözümüze kestirdik ve atladık katarına. Tren koltukları rahat ancak tren full du. Ancak bu doluluk bizim için hiç bir problem teşkil etmiyordu. Velevki yerimizi kapmış rahat rahat yolculuğumuzu yapıyorduk. Yolculugumuz tek ilginç hikayesi ise yanımızda oturan çiftin bilet olayı idi. Leyla ile karşılıklı oturuyorduk ve yanlarımızdaki yerlerede fransız olduklarını sandığım ama fas yada cezayir asıllı bir çift oturmuştu. Harbi italyan bir kondüktörümüz vardı. Kendisini tasvir etmeyeceğim sonra etkilendiğim sanılabilir (yani yakışıklı adama) J bilet kontrolü sırası bizim koltuklara geldiğinde bu çiftin biletini trene binmeden önce onaylatması gerekiyormuş. Muş diyorum çünkü bende o an orada öğreniyorum konuyu. İtalyada bilet olayı gişelerden alınabildiği gibi biletmatik denilen makinelerden de alınabiliyor. Gayet kolay ve pratik. Biletini alırken peşin ya da kredi kartın ile ödemesini yapıyorsun ve biletini makine anında veriyor. Ancak bu bileti aldıktan sonra terminallerde sarı renkte ne olduğu anlaşılmayan kutular var, işte bu kutular aslında bilet onaylama makinesi imiş ki üzerinde de bunu ifade eden bir işaret bulunuyor (olayı bilmeden işareti de makineyi de algılamak mümkün değil) neyse işte bu çiftte biletmatikten biletlerini aldıktan sonra gayet rahat bir şekilde trene binmişler ve kondüktör abiyede biletlerini sunmuşlardı ki; adam bunlara önce italyanca sonrada ingilizce yanlış yaptıklarını anlatmak istedi ancak adamla kadın sadece fransızca anladıklarını söyleyince kondüktör bunlara elinde ki bir kağıttan yukarıda bahsettiğim olayı anlatan metni okuttu. Metinde benim yazdıklarımdan farklı seyler yazıyor olabilir ancak özet olarak benim anlattıklarımın yazdığından eminim. J Neyse kadın kafa sallayıp haklısınız ama bilmiyorduk gibisinden işaret yaptı. Kondüktör abide elini cebine atıp ceza makbuzu yazmaya başlayınca kadın ingilizceye yakın bir şekilde odeme yapmayacağını, zaten para vererek bilet aldığını anlatmaya çalıştı ama nafile kondüktör abi illede ceza keseceğim diyo başkada bir şey demiyordu. Kadında aynı ketumlukla istifini bozmayınca kondüktor önce biletlere el koydu, kadın tınlamadı. Kondüktör pasaportları isteyince kadın sadece polise veririm sana vermem dedi bunun üzerine kondüktörde polisle geleceğim beni burda bekle görürsün sen gününü deyip gitti. Biz piza da inerken kondüktörde çoktan iki polis kapmıştı, sonra ne oldu bilmiyorum ama bence hiç bir şey olmamıştır.
Neyse biz bize dönelim, trenden indik ve ilk işimiz istasyonun karşısındaki panodan pisa kulesininde yerini belirtili olduğu sehircik haritasının fotografını cekmek oldu ki bu sayede kuleyi elimizle koymuş gibi bulduk. Gerçi kalabalıgı takip etmekte kuleyi bulmak için yeterli olabilirdi ama olsun J
Pisa kulesine giderken yolda bir iki yerinde fotoğrafını çektik ama şimdi isimlerini söyleyemeyeceğim bende henüz bilmiyorum. Neyse hava inanılmaz sıcak ve saat 12:30 13:00 civarı yani güneş tepemizde. Kıyıda köşede bulabildiğimiz gölgelerden yürümeye çalışıyoruz ama gölgede bile sıcaklık trilyon derece J neyse terleye terleye, eriye bite sevgili yamuk kulemize ulaştık. İlk bakışta çokda yamuk değilmiş dediğin kulenin etrafında dolanmaya başlayınca yamukluğu farkediyor insan. Mimarı içinde müteahhidi içinde büyük talihsizilik. Gel görki şimdi ise insanlar  kilometrelerce yol katledip bu talihsizliği görmeye geliyor.
İlk işimiz kulenin ve çevresindeki diğer eserlerin fotoğraflarını çekmek oluyor. Gercekten cok güzel bir eser cıkarmıslar ortaya. Herbir bina birbirinden güzel ve kule bunların arasında sonuk kalıyor. Yamuk olmasa kimse suratına bakmazdı heralde J
Kulenin ve meydanın fotografları cekildikten sonra sıra geliyor meshur kuleyi tutma çalışmaları yapmaya. Dogru perspektifin bulunması dogru şekilde durulması leyla ile birbirimizi yiyoruz, evliğimizin temellerinin saglamlaştırıldığı dakikalar geçriyoruz ve çeşitli sayıda deneme sonrası en güzelini kimin çektiğinden emin olunamayan yarışmayı bitiriyoruz.
Havanın sıcaklığı ve sevgili karımın 5 gündür devam eden rahatsızlığını dahada çekilmez hale getiriyor. Rengi iice solmuş durumda, yürümeye takati yok yanına da ishal eklenince günü çekilmez oluyor. Oysa sabah iyi başlamıştı ve hastalıktan kurtuluyor sanmıştık. Sıcaktandır diyoruz ama ikimizde pek inanmıyoruz. Pissada da koştur koştur tuvalet buluyor ve rahatladıktan sonra döünüş yolculumuza başlıyor. İstikamet evimiz Firenze.

Floransaya vardık. Burası da inanılmaz sıcak ve Leyla hala kötü durumda. Dönüş yolculuğumuzda Floransa’dan çıkıp doğru Marsilya’ya gitmeye karar veriyoruz ve Firenze snm ye inince ilk işimiz informationdan marsilyaya nasıl gideceğimizin bilgisini istemek oluyor. İnfoman hangi trenlere hangi saatde binacegimiz ve hangi trene supplement odeyecegimizi yazıp bizi gonderiyor. Sadece Nice den Marsilya ya geçerken supplement ödeyeceğimiz görüyor ve seviniyoruz. İstasyondan çıkmadan rezervasyonumuzu yapalım diyoruz ama sonra, nasıl olsa nice ugrayacagız bir kac saat nice de gezer sonra Marsilya ya geçeriz diyoruz ve rezervasyonu yapmaktan vazgeçiyoruz. İstikamet hostel.



Hostela ulaştığımızda kızdan interneti kullanmak icin izin istiyorum ve marsilyada kalacağımız otel icin karıcığımla beraber çetin bir araştırmaya başlıyoruz ve güzel olduğuna ve ucuz tabi ki, bir hostela rezervasyon yapıyoruz. Öncelikli kriterlerimiz istasyona ve plaja yakın olması ve mutlaka odada banyo olması! Aksi taktirde cok hoş olmuyor.
Rezervasyonumuzu da tamamladıktan sonra yarım bıraktığımız Floransa gezimizi tamamlamaya karar veriyoruz ve ver elini Firenze sokakları.
Hosteldan cıkar cıkmaz karşı sokakta kurulu sabit pazara uğruyoruz ve arkadaş eş dost garip guraba için hediyelik eşyalar alıyoruz. Leyla yine keyifsiz her halinden belli. Tatilin tadını bir türlü çıkartamadı. Ha iyileşti ha iyileşecek derken bir haftayı geri de bırakmak üzereyiz, bu iş böyle olmayacak ama hadi hayırlısı derken karımın bağırsakları yine saldırıya geçiyor ve biz koştur koştur bir tuvalet buluyoruz. Leyla biraz rahatlıyor ama olacak gibi olmadıgına kendiside kanaat getiriyor çünkü bu geceyi trende geçireceğiz daha kötü olma olasılığına karşı artık hasta haneye gitmeye karar veriyoruz. Leyla yı bir yerde bekletiyorum ve  hostelımıza koşup sigorta kağıtlarımızı alıyorum ve doğruca Firenze Devlet Hastahanesine

Hasta hanede kaydımızı yaptırıyoruz. Ukus ley diye garip bir şekilde girmişler kaydımızı her gelen once ukus diyor sonrada ley J nerelerinden uydurmuşlarsa, doktar ablanın yanına gidiyoruz doktorun ingilizceside benimki gibi yarım ama bir şekilde anlaşıyoruz ve Leyla’nın diyare olduguna kanaat getiriyor. Once 4 tüp kan alıyorlar tahlil icin sonra da serum bağlıyorlar. Serum 45 dakikada bitiyor ama sırada ultrason var ve sanırım sıra bekliyoruz. Leyla müşahade bölümü gibi bir yerde bende bekleme salonunda ikimiz bir arada tutmuyor hainler. Ayırmayın sevenleri diyeceğim ama dilimi anlayan yok ki J

Neyse adamın biri geliyor alıyor karımı ultrason çekmeye götürüyorlar yarım saat 45 dakika derken neyse görüyorum karımı sırada sadece tahlil sonuçları kaldı. Ama zaman geçmek bilmiyor Leyla içerde sıkılıyor arada bir bana bakmaya geliyor kolundan serumu almışlar ama iğne hala takılı, derken oda tamam ve çıkış zamanı, bu kadar hızlı anlattığıma bakmayın saat 18 de girdiğimiz hastaneden çıkarken saat 21:30 du J doktor tahlil sonuclarında virus bulduklarını ve antivirüs yazılımımızı güncellememizi belirtiyor birde reçete veriyor, ishal ve mide spazmı için iki ilaç yazıyor ve bol bol su içmesinin tavsiye ediyor. Fatura olarakta 50€ para istiyorlar. Postahaneye yada dışarıda makineler varmış onlara odeyebilirmişiz. O sırada aslan karım atlıyor, bizim sigortamız var çıkmadan önce zorla yaptırmışlardı onu kullanamazmıyız. Tabi diyorlar ellerinde bir belge var oraya isim soyisim police no falan yazıyoruz kendileride pasaportumuızun fotokopisini alıyor ve beş kuruş ödemeden çıkıyoruz, hosteldan eşyalarımızı almaya.Hosteldayız eşyalarımızı toparladık çantaları sırtımıza yukledik istasyona dogru gidiyoruz giderken ikimzinde karnının acıktıgını farkediyoruz ve birde ne gorelim mc donalds dogruca giriyoruz iceri iki menu alıyoruz ve afiyetle indiriyoruz mideye. Leyla icin pek iyi olmuyor ama nasıl olsa ilac alacagız ya rahatız. O saatte nerden bulacaksınızı ilacı demeyin terminaldeki eczahane 24 saat acıkmış. Öyle diyorlardı hastahanede bizde gönül rahatlıgı ile terminale gidiyor saat 23:10 ve birde bakıyoruz ki kadın eczaneyi kapatıyor el ediyoruz oda bize el ediyor arka tarafı gosteriyor. Rahatlıyoruz demek ki arkada bir kapı daha var diye dolanıyoruz terminali ama baska kapı bulamıyoruz. Şaşkın ve öfkeliyiz hem kendimize hem hastanedekilere, derken eczanenin üzerinde İtalyanca yazan ama anladıgım kadarı ile 24 saat açık olduğunu yazan ifadeyi, görüyorum umutlanıyoruz ve bir tur daha atıyoruz Leyla ile garın etrafında, sırtımızda eşşek yükü çantalar ile ama nafile hiç umut yok. Işıkları bile yanmıyor. Bekleme salonuna geçiyoruz. Karımın canı cok sıkkın ilaçlara baya bel baglamıştı. Şimdilik durumu iyi cünkü serum ve agrı kesici iğne yemişti etkisi geçince başına gelecekleri tahmin ediyor ve endişesi korkuya dönüşüyor. Endişeli çünkü yolumuz Marsilya, Fransa. Orada İtalyan doktorun yazdığı reçeteye göre ilaç verilip verilmeyeceğini bilmiyoruz ve yolumuz uzun her an ağrı ishal ve diğer bintürlü bela bizi sıkıştırabilirz. Durumun vehametinden dolayı Leylayı valizlerle bankoda bırakıyorum, eczanenin kaşısında polis karakolu vardı onlara soracağım eczane 24 saat açık yazıyor ama değil başka bir yerde eczane olabilirmi diye ama polis karakolunda da in cin top oynuyor. Hay bin kunduz derken karakolun karsındaki cafeye gözüm ilişiyor kapatmak için toparlanıyorlar, doğru yanlarına süzülüyorum ve eczanenin kapalı olduğunu söylüyorum, eleman hayır açık diyor, nasıl diyorum cocuk İtalyanca bir şeyler söylüyor sonra ağzı ile zır zır diyor, zil olduğunu ima ediyor. Seviniyorum dogru müjdeyi vermeye karımın yanına koşuyorum oda benim kadar heyecanlı fırlıyor yerinden, çantalar sırtımızda terminalin dışındaki zili buluyoruz ve çalıyoruz. İçerden bir kadının sesi hoparlörden duyuyorum ama dışarısı çok gürültülü ve net işitemiyorum, kapıyı açmasını istiyorum açamayacağını söylüyor, sanırım İtalyanca konuşuyor J artık kim hangi dilde konusuyor emin degilim ama bir sekilde anlaşıyoruz. Kadının konuştugu yerin altında raylı bir sistem var oraya recetiyi koyuyoruz kadın aldı receteyi 2 dakika sonra aynı yerden bize fişi gonderdi, 24€ kredi kartımla odeyebilirmiyim dedim olur dedi verdim kartı o sırada sokağın kenarında içen sarhoş bir adam yanaştı yanımıza benden sigara istedi olmadıgnı soyledim, adam italyanca ben ingilizce konusuyoruz J adam ısrarla italyanca olarak benden bir şeyler istiyor, o sırada raylı sepetten kadın kartımı geri gonderiyor ve pin istedigini işlemi yapamadıgını soyluyor bende mecbur nakit para veriyorum kadına, kadın alıyor parayı ve ilaçlar ile 50 cent para üstünü gönderiyor, sarhoş herif hala yakamda beden bir şeyler istiyor. Peşimi bırakacağı yok bozuk 50 centi veriyorum, adam bi şeyler daha diyor başka yok diyorum grassiye diyor bende aynen grassiye diyorum ve hemen içeri kaçıyoruz. Bundan da anlaşılacağı üzeri istasyonlar pek tekin yerler değil, sarhoşu ipsiz sapsızı çok, ikimizde çok mutluyuz Leyla hemen ilaçlarını içiyor ve Pisa treninin peronunu açıklanana kadar kestirmek için üzerime uzanıyor. Saat 12:00 ertesi gün başlıyor yani günlüğün bu günü bitiyor. Başka bir günde görüşmek üzere kendine iyi bak günlükcüğümüz J


 

Bugün için harcamalar

Su
: 1€ (pissa da)
Tuvalet
: 0.30€
Tripot
: 12€
Hediyelik
: 5€ (küpe, anahtarlıklar)
Tuvalet
: 1 €
MC
: 13.80€ (kredi kartı)
İlaçlar
: 24.5€
Haraç sadaaka J 
: 0.50€